21 Ağustos 2016 Pazar

Hyundai i10 1.0 Blue 10,000 Km Raporu

16 Mayıs 2016....
O günden bu güne üç ay geçti. Hyundai i10 ile üç aydır beraber 10,000 km devirdik. Peki neler yaptık, sizce bir geri dönüş yazısı yazacak kadar çok veri elde edebildim mi.

Ayten ilk yolculuğunu Maşukiye'ye yaptı. Kartepe'ye tırmandı. O gün 4 kişi 230 km yol gezdik.


İkinci yolculuğunda tam yüklü iki kişi ve bagajı ile memleketim Sivas'a gitti. Kayseri üzerinden dönüş ile  2200 km yol tepti.


Üçüncü yolculuğunda bayramda Balıkesir Güre'ye gitti. Ben buraya üç sefer yolculuk yaptım. Bir de Bla Bla Car tecrubesi yaşadım. 400 km mesafeyi üç defa gidip gelmek toplamda 2400 km yol yapmış oldum. 

Dördüncü yolculuğu ise Çeşme Alaçatı olcaktı. Çeşme yolculuğu dışında orada yaptığımız kilometrelerle 1500 km yakın yol kat ettik. 


Ayten, yaptığı binlerce km ardından, 3 ay gibi bir sürede 10,000 km  sorunsuz bir şekilde tamamladı. İstanbul trafiğiyle, dandik lpg yakıtla, aşırı sıcaklarla, aşırı yükle olan kavgasını bu gün bile sürdürmeye devam ediyor. 


Ne kadar para harcadım. 

Arabamın Kaskosu ve Trafik sigortası için 2800 tl para harcadım.
Yaptığım  raporlanmış 9158 km için 1600 tl yakıt masrafı yaptım.
İki adet önlere takılmak üzere Dört mevsim lastiği Petlas Pt535 için 260 tl ödedim.
İlk aldığım ay LPG bakımı için 130 tl ödedim.
Patlayan bir lastik için 15 tl onarım ücreti ödedim. 

Hyundai i10 şu ana kadar bana yarattığı ekonomik yükü 4805 tl

Sahibinin gözünden Ayten... 

Arabanın anahtarından, merkezi kilit butonuna basın. Tüm kapıları bagaj dahil açılır. Sürücü kapısını acınca, 3 kademeli kontağa anahtarı sokun. İlk kademede, teyp aktif olur. İkinci kademede tüm gösterge ışıkları yanar, Debriyaj pedalına basın. Işıklar sönünce Marş verin. Elektrikli direksiyon ışığı ve Motor arıza lambası sönecek. Fakat bekleyin, Henuz LPG ışığı sönmedi. İlk hareket sırasında LPG moduna geçerse güçten düşüyor. Bir anlık silkeliyor. Işık yeşil yanıp yanıp sönmesi bittikten sonra, sabit iken vitesi takıp artık yola çıkabilirsiniz. 

İkinci nesil 998 cc Kappa motorumuzla tanıştırayım sizi.  Üç silindirli, üç lpg selonoid ve üç benzin enjeksiyonlu. Açık konuşmak gerekirse, hiç bir zaman tam güçte kullanmayacağım için, size gerçek yol kullanıcılarına sürerken ne olduğundan bahsedeyim. 


Arabayı 1500 devirde kaldırıyorum. Mümkünse klimayı açmayın. Klimayla ilgili sırayla yeri geldikce değinmek istediğim bazı noktalar var. Ama kalkışta silkeleme yapsın istemiyorsanız klimayı açmayı tavsiye etmem. Eğerki 3000 devirde kalkarım sıkıntı yok derseniz sorun değil. Ama ben İlk hareket anında klimayı kullanmıyorum. Hatta ilk 2 km boyunca Kilimayı açmıyorum. Çünkü, motorumdan ciddi güc çalıyor. Özelikle düşük devirde arabayı yürütmek çok zor oluyor. Hyundai i10 Labratuar testlerinde 1500 devirde 22 Beygir güc üretiyor. Fakat İstanbul LPG'si ile 1500 devirde 17 beygir gücü ancak üretiyor. Klima 5 beygirinizi her türlü çalmaktadır. Yani arabanızı kaldırırken 11 beygir ile kalkış yapmak zorunda kalırsınız. Ağırlığı 1119 olan bir otomobilin, 11 beygir ile kaldırmak çok sıkıntılı olmaktadır. Ben bu durumu 3 ayda defalarca ama defalarca tecrübe ettim. 


Ben arabamın burnu aşağı bakacak şekilde hep yokuş aşağı park ederim. Motoru çalıştırıp vitesi geri takınca, El frenini indirip, frenide bırakınca araba kaymaz. En sevdiğim özelliği budur. Geri geri çıkış yapacağımdan bu özellik çok yardımcı olmaktadır. Yokuş kalkış desteği çok güzel ve tutarlı çalışmakla beraber, vitese göre yön tayini yaparak ne tarafa kaymayacağını bilmektedir. Hatta bazen vites 1'e takılı iken hafif geri kayma hissederse kendi başına arabayı 2 saniye tutmaktadır. Ben geri vitesi takınca araba kendini 2 saniye tuttar, bana devriyajı kavratmam için süre tanır. Bende bu süreyi balatayı korumak adına yumaşak bir şekilde harcarım. Araba geri hareketi algıladığında erkenden freni bıraktığıda olur. yani iki saniye boyuncada tutmaz. 

Harekete geciyoruz, İlk vitesi daha ilk 50 metrede terk edip ikinci vitesimize geçiyoruz. Genelde 2500 devirde vites değiştiririm. Bu yolun durumuna göre değişir. Kappa 2500 devirde iyi gaz ile labratuar ortamında 32 hp güc ve 92 nm tork üretir. Oysaki, biz bu motorla 28 beygir ve 80 nm torka 2500 devirde ulaşıyorsak kendimi şanslı sayarım. 

İkiden üçe geçiyoruz, Her derde deva üçüncü vitesim. Motordan aldığı gücü 1,269 vites oranıyla yola taşıyor. Çoğu zor koşulda seni kurtarıyor. Fakat klima açıksa düşük devirde bu vitesden istediğinizide alamıyorsunuz.  2500 devirde tapa gaz yaptığınızda klima açıksa, yüklü bir şantiye kamyonu rampada sollamak zaman alıyor.  
  
 Hyundai İ10 1.0 Kappa motorunun vites yardımcısı her 2000 devirde vites yükseltmesi talep ediyor. Drive Bye Wire olan araba, 2000 devirde ortalama 20 beygir güc üretiyor. Saate 15 km hıza cıkınca 2. vitese geçin diyor.
 Saate 25 km hız ulaşınca 3. vitesi istiyor
 Saate 47-48 km hıza ulaşınca 4. vitesi talep ediyor. Çoğu zaman 2200 devirde bu ikaz geliyor.

 Son olarak 5. vitesi 2000 devirde saate 60 km hıza ulaşınca istiyor.
Eğer arabanın içinde tek başınıza ve klimanız acık değilse siz bu yönermelere uyun. Arabanız LPG li olduğu için bu yönermeler vites artırmak için değil. Seyir yapmak için çıkacağınız viteslerdir. Mesela 3 den 4 de gectiğinizde araba 1800 devrin altında kalıyor ve çekiş sorunu yaşatıyor. Ama 2000 devir yerine 2500 veya üstü devirde vites değiştirirseniz, motor devri bu devire düşüyor. 2000 devirde seyir yapmakta sıkıntı olmuyor. 

Bir otomobili saate 100 km hızda seyir yapabilmesi için 15 beygir yetmektedir. Bu durum düz yolda geçerlidir.  Hyundai i10 saate 100 km hızla giderken 3000 devir çevirir. 3000 devirde 37 beygir güç ve 88 nm tork üretebilir. 3000 devirde full yüklü ve klima açıkken çok rahat ilerlemek mümkün. Ama biraz rampa gördüğünde ve sollamaya cıkıldığında, klimayı kapatmak faydalı olacaktır. Ama Klimayı kapatmak yerine 4. vitese düşüp ekstra 500 devir artırmakta fayda sağlıyor. Maksimum tork devrinde tırmanmak çoğu zaman yeterli oluyor. Maksimum tork 3500 devirde 90 nm tork ve 44 beygir güç üretiyor. Maksimum güç 6200 devirde ise araba 67 beygir güç 77 nm tork üretiyor. Peki benzinde durumlar nasıl. Araba benzinde 3200 devirde 93 nm tork ve 42 beygir güç üretirken, Maksimum güc olarak 6200 devirde 69 beygir güç ve 79 nm tork üretiyor 


Ben arabamı genelde 2500 devirde ve saate 80 km hızla şehir içinde kullanırım. İstanbul içinde, sahil yolunda, orta şeritte tin tin giderim. Ama otobanlarda pek tintinlediğim söylenemez. 

Trafik Kurallarına uyarsak 

50 km hız sınırı olan yollarda : 4. vitesde 2000 devir ile seyir yaparım
80 km hız sınırı olan yollarda : 5. vitesde 3000 devir ile seyir yaparım
110 km hız sınırı olan kara yollarında : 5. vitesde 3500 devirde seyir yaparım. 
130 km hız sınırı olan otobanda : 5. vitesde 4250 devirde seyir yaparım. 

Peki yakıt tüketimleri ne alemde, Aytenimin 27 litre gaz tankı var. 40 litrede benzin tankı bulunmakta. Aracın bir çeşit yakıt geçiş sistemi var, 3-4 litre civarında bir yakıt kaldığından bir diğer tanka geçiyor. Mesela Lpg tankımda basınç düştüğünde yani az yakıt kaldığında benzine geciyor. Bu nedenle hava durumuna sıcağa soğuğa göre depo her defasında farklı bir gaz miktarı alıyor. İstanbul şehir içi trafiğinde 6,7 ile 9.4 arasında tüketim gidip geliyor. 

Çeşme gece yolculuğum sırasında saate 110 km ortalama ile yol aldığım güzergahta 6,7 6,5 litre tüketime ulaştım. Gündüz dönüşümde ise tüketimim 7,7 litreye çıktı. 

Gündüz gözü ile saate 120 130 km hızlarla yaptığım Balıkesir yolculuğum ise tüketimim 8,07 8,5 litre arasında değişti. Bu yolculukta dolu bagaj ve 2 yolcum vardı. 

Balıkesir gece yolculuğum ise 6,6 ile 7,6 arasında değişti. Araba full yüklü, 4 yolcu ile saate 110 km pek aşmadan yapılan bir yolculuktu..

Arabanın, lpg modunda iken cut-off olmuyor. Beşinci vitesde rampa aşağı yol alındığında, saate 100 kmde 2 litre lpg yakıyor. Bunu OBDII bağlantısı ile Dashcommand yazılımı ile gördüm. 


Dash Command, programı ile motorun tüketimlerini inceleme fırsatım oldu. Arabanın yapılan 16 km yolda tapa gazda , 30 litre lpg tüketimi gördüm. Araba 80 km hızla ve 100 km hızda sabit ilerlerken tüketim aynı görünüyor. 


Bu küçük videoda, yaptığım 30 dakikalık kücük teste klima kullanmadan 6 litre yakıt tüketimine ulaştım. Tek başıma hava sıcaklığı 23 derece iken klimasız saate 80-100 km hızla yapılan seyirde, 25 litrelik gaz tankından en fazla 416 km yol gidilebileceği görülüyor. Bu değer çok optimum bir rakam. İstanbul trafiğinde tuturmak imkansız.

Hyundai i10 25 litre ortamala yakıt tüketimi ile İstanbul için 280 km yol alabiliyor. Bu değer otoban kullanımında en fazla 332 km olarak ölçe bildim.  




Aracımın 3 aylık yakıt tüketim raporu ortalaması 6,9 litre olarak çıkacaktı. 

BlaBlaCar yolculuğum...

Bayram arifesi Pazartesi'ne denk geldi, Eşim tüm hafta tatil ama ben Pazartesi arife günü çalışmam gerek. Cuma gecesi Eşimi ve kayınvalidemi Balıkesir Güreye götürdüm. Geri dönüşte yakıt maliyetimi düşürmek için kişi başı 30 liradan blablacardan gidiş dönüş ilan verdim. Bayram arifesi olduğundan çok büyük talep oldu. Yeni Osmangazi köprüsüde açılmış bedava hizmet veriyordu. 
Aracım Arife gün iki bayan blablacar yolcusu misafir ettim. Balıkesir Akçaydan, İstanbul Kartal köprüsüne 397 kmlik yol. Ben iki bayandan yakıtı bedavaya getirdim. Yakıt bedava olunca, bastım gaza yapıştırdım arabayı. Yemek parası çıkmadığı için , mola vermek istemedim. Yolcularımda arabanın içinde uyuya kaldılar. İki defa yakıt almak dahil toplam 4 saate 7 dakikada Kartala ulaştım. Ortalama hızlım 112 km yi bulmuştu. En yüksek 145 km ama mümkün olduğu kadar 120 km hızla yolculuk ettim. O gün ortalamam 8,4 litre lpg tüketimi çıkıcaktı. Aynı yolun dönüşü 3 blablacar yolcum bana eşlik etti. Bu sefer  fazladan 30 lira gelir elde etmiştim. Onuda köfteci yusufda mola verip yedim. İlk yolculukta 55 tl , ikinci yolculukta 90 tl kazanmıştım. İlk yolculuk 65 liraya , ikincisi ise ortalama 8 litre gaz tüketmiş yine bol molalı olduğundan 6 saat sürmüştü. Zaruriyetten gittiğim bu yolda 400 km yolu kişi başı 30 tl den 5 kişiyi mutlu bir şekilde ailelerine ulaştırdım. 

Konfor...

Aracımın bozuk yollardaki konforundan pekde memnun değilim. Özelikle köy yollarında arabanın zarar verdiğini düşünecek kadar sert tepkiler aldım. Sokak aralarındaki tümseklerden geçerken dayak gibi geri dönüşüm veriyor. Otobanda ise araba ucan hali misali ilerliyor. Güven veriyor. Uzun yolda yolcularım geneldu uyur, ilk tümsektede hortlarlar. Esasen ben konfora bakmam. Ama eşim hamile olunca malesef bu aralar kendisinden çok şikayet alıyorum. Bende hızımı keserek bu sorunun üstesinden gelmeye çalışıyorum. Eşimden dolayı artık uzun soluklu yolculuklara çıkamayacak durumdayım. Araçta geçen süreyi kısaltmak adına önü açık yollarda nispeten daha hızlı kullanıyorum. Fakat bu tümseklerde herşeyi feda edip , uzun frenler yaparak yavaşlıyor. hafif silkelenme ile aşıyorum. 

Trim sesleri.... 

Arabanın ilk aldığımda arka taraftan trim sesleri geliyordu. Trim seslerinin sonradan arka katlanır koltukların kancalarından geldiğini keşfettim. Metal halka ile kanca arasındaki boşluk motorun verdiği titreşimle ses yapıyordu. Bunu metal yüzeyleri bant dolayarak aştım. 
Arabanın yolcu kemeri tokası kapı sütünün sert kaplamasına temas ediyor. Benim Emniyet kemeri ters durdumu tır tır ses yapar . Bunu düzeltmek gerek her seferinde. 
Torpido gözüne ağır bir meteryal koyunca, gene torpido kancası ses yapıyor. Benim 3 silindirli motorum biraz titreşim yayar. heleki ilk çalıştırmada baya vuruntu yapar. Isınınca normale döner. Bu süre içerisinde bazı trim sesleri oluşur. Onuda bu şekilde önlemiş oluyoruz. 

Lastik mevzusu ...


Arabamı aldığım ay talihsiz bir durum yaşandı. Dİngilin biri, gece vakti sokaktaki tüm arabaların lastiklerini delmişti. Buna benim arabamın lastiği de dahildi. Arka lastiğim yanaktan şişlenmişti. Bre deyyus sen hangi hakla gebe eşim için aldığım arabanın lastiğini delersin. Acil bir durum olsa ben ne yapardım. 
Arabamın yedek lastiği yok, Yedek lastik olan yerde 27 litrelik simit gaz tankı var. Bagajda lastik tamir kiti, ilk yardım çantası ve el kitapları var. Bijon anahtarı bile yok. Bir tek çekme halkasıvar bunda. 

Arabanın yedek lastiği yok, onun yerine aşağıdaki tamir kitini koymuşlar. 

Bu kiti çıkardım, önce tüpü kompresöre, Kompresörü çakmağa bağladım. Köpükten çıkan ucuda lastiğe bağlayıp olacakları seyrettim. 


Kompresörü actım, tar tar çalışmaya başladı. Fakat ilk 30 saniye bişey olmadı. Sonra lastik şişmeye başladı, beni lastikçiye götürecek kadar onarılmış oldu. Çünkü yolda giderken pıst pıst kaçırdığını duyuyordum. Sağlıklı bir onarım değildi. Ama bende tüm sıvıyı kullanmamıştım. 500 metre ilerdeki lastikçiye yetecek kadar kullandım. Sıvının hepsini kullanmam gerekirken ben sadece %15 gibi bir miktar kullandım. Lastik 32 bar şişince acele ile söküp lastikçiye sürdüm. 

Nakitim olmadığı için tanesi 220 lira olan Eco Contack 5 lastik alamadım. Yanaktan delinmiş lastiğimi soğuk yama yaptırdım. bu lastik ile 8000 km yol gezdim. Ön sol lastiğim Çeşme Alaçatıda yanaktan yarık oluşunca değiştirmeye karar verdim. Yanaktan yaralı lastik ile 600 km yol tepip İstanbul'da ekstra masraf olmasın diye 2 adet önlere dört mevsim lastiği Petlas Pt535 lastik aldım. Arkadaki yanaktan yamalı lastiği, öndeki yanaktan hasarlı lastiği söktürdüm. önde tek kalan lastiği arkaya takıp Petlaslarımı önlere geçirdim. Tanesi 135 tl tuttu. Allah'tan ucuz lastik ölçüsü kullanıyorum. Petlaslar Eco Contak 5 lastiklerimden çok daha ağırki en az %50 daha ağır. Ama çok daha yumuşak. Bu arabaya yaptığım en büyük ikinci masrafımdı. Ben arabam ucuz olsun, çok gitsin diye aldım. Tutupta 220 liste fiyatıyla yazlık lastik almak yerine, Çamur ve Kış damgalı yerli işi ucuz dört mevsim lastiği aldım.
Ne bir taş ile iki kuş vurmak gibi oldu. Ne verecem bir sürü parayı lastiğe. Zaten kaç km hız yapıyorum. Zaten 3 silindir. varsın %5 yakıt tüketimim artsın, Oysaki konforum iyileşti. Ne yol tutuşu bozuldu, ne yol gürültüsü arttı, neden yakıt tüketimim.  
Eco Contach 5 ile Petlas Pt535

LPG bakımı...

Ucuz dedik, az yakıyor dedik, ama bu arabanında bir kusuru elbette var. Hyundai servisinde bakımı yapılamıyor. BRC servislerinde lpg bakımı yapılıyor. 50 tl değerinde bir gaz filtresi var. Oda kolay kolay bulunmuyor. Fabrikadan tedarik edilmesi gerekiyor. Bende tedarik edemeyince, eskisini temizlettim. Miss gibi oldu. Ama LPG bakımı sırasında 2 tane katkı maddesi aldım. Benzin ve LPG katkısı. İlk arabamız yolda kalmasın dedik. Bu katkılar bana 100 tl , filtre bakımıda 30 tl maliyet çıkardı. 
Temizlik öncesi ve sonrası 


Kasko ve Trafik sigortası soygunu..

Arabamı Axa sigortadan 1400 liraya Trafik sigortası yaptırdım. Kaskoyu ise 1400 tl'ye unico sigortaya yaptırdım. Kredi kartımda 6 taksitlik bir ödeme oluştu. Bu yük beni biraz rahatsız ediyor. Aracım Bursa - Gemlik yolunda bir tırın bana arakadan çarpması sonucu arkadaki hasar oluştu.

Mercedes Across Tır çarpması sonucu oluşan deformasyon

Arabam şu an kaskodan rücü edilerek, karşı tarafın trafik sigortasına yansıtılarak yetkili servisinde onarılıyor. Arabam teslim ettiğimde 45500 km yol devirmişti. Bu üzücü kaza sonrası biraz moralim bozulsada, tekrar eskisi gibi kullanıma dönmem zaman almadı. araba bu şekilde 1 ay 3000 km kullandım. En son lastik değiştirdikten sonra servise onarıma verdim. Arabanın bakımıda yapılacaklar listesinde. Umarım her nekadar bu doğrultuda bilgilendirilsemde kaskom bozulmaz ve seneye daha yüksek bir mebla ödemek zorunda kalmam. Bu benim hatam değil. Bunu servise üstüne basa basa söyledim. Umarım bir sıkıntı yaşamam. 

Sonuç...

Hyundai i10 1.0 Blue LPG bi fuel aracımdan çok memnunum. Buna memnun olmayanlar, genelde arka koltukta seyehat etmek zorunda kalan insanlar. Bu arabanın arka koltuklarının dar olmasından veya başka bir sebebden değil, genel olarak aracın verdiği intibadan dolayı memnuniyetsizlik var. Ben kendime göre araba aldım. başkalarını düşünmedim. Bir doblo veya connect, aile boyu sedan beklentisi olanlar, benim 1.0 motor ufak arabamı bencillik olarak düşünüyorlar. Ben bu arabayı eşim için aldım. Aylık gelirim, aylık giderim belli. Yılda 1500 lira vergisi olan bir ticari araç, 100 kmde 8 litre benzin yakan 1.6 litre eski kasa bir sedan almak yerine, sağlamlığından emin olduğum, daha 36 bin km de güzel bir şehir içi otomobili aldım. Bu otomobil Hyundai i10. Yıllık bakımı 380 lira, 5 yıl garanti, 100 km de 13 tl yakıt masrafı, 640 tl yıllık vergi. Daha ne isteyebilirim ki. 

Arabamın Benzinde ve LPG de hızlanması. 


Benzinde hızlanma



LPG hızlanması




29 Haziran 2016 Çarşamba

Habitatının dışında: Hyundai İ10 1.0 Blue

Ayten....

İlkez 2014 yılının soğuk bir kış akşamı, otobus durağından evime olan 2 kilometrelik yolu yürüken görmüştüm kendisini.  Günün erken bitmesi ile zifiri karanlığa bulanmış caddede yürürken, mavi mavi parıldayan iç aydınlatması ile dikkatimi çekmişti. Ara sıra internette gördüğüm bu arabayı ilkez kanlı canlı görmüştüm. Ve hasıl bir merak uyandırmıştı bende. İlk ozaman tanıdım Otopark'ı. Hyundai i10 hakkında internette araştırma yaparken "Angry Bird : Hyundai i10" testlerini izlemiştim.
Çeşitli araba arayışlarından sonra , Mayıs ayında 2014 model Hyundai i10 1.0 Blue aracımı satın aldım. Bu satın alma hikayesi ise ayrı bir konudur, ama anlatsam buraya sığmaz. Sizde sıkılıp gidersiniz. En iyisi biz Hikayemize ilk 2000 km yaptığım  ilk iki haftasına  sonrasına gidelim.
Arabayı aldım , şehir içi performansı ortadaydı, yeni arabam ile daha büyük maceralar yapmak istiyordum. Babamı kandırıp, eşimide ikna edip neredeyse 6 yıldır yapmadığım bir yolculuğa cıkıcaktım. Hedef Memelketim Sivas....



Ben Hafik'liyim..
Sivas- Erzincan yolu üzerinde, Pendik'deki evime 900 km uzaklıktaki bu şirin ilçe, son zamanlarda gelişmiş bir yer.  Fakat benim ailemin yaşadığı yer bu ilçeye 25 km uzakta bir mezradır. Düğer köyüne bağlı , fakat köyden 5 km uzakta bulunan Karapınar adında doğa ve yeşillikler içinde harika bir yerdir.  Burada amcam ve dedem iki hane beş nüfus yaşarlar.  Yazın nüfüs 30 kişiyi bulabilmekteydi.  Kendi ekip bictikleri ürünleri tüketir , hayvancılıkla geçinirler.



 Yola cıkıyoruz....

Arabamız Hyundai İ10 1.0 Blue,
Sen nasıl bir varlıksın, 2000 km gezdim şu güne kadar, yakıt maliyetleri adamı evde oturtmayacak düzeyde. Motoru Kappa kod isimli Bi-fuel bir motor. 1.0 litrelik hacmi, benzinde 69 beygir iken LPG modunda 67 beygir üretmekte. Normal 1.0 i10 modelleri, 5500 devirde 67 beygir iken, benim motorun diğer modellerden 700 devir fazla cevirerek aynı gücü elde edebiliyordu. Benzinde ise fazla devirden dolayı 3 beygir fazla güç üretiyordum.





Torkum fabrika verisi olarak 90 nm gözüksede, bir üniversitenin yaptığı testlerde 100 nm üzerinde çıkmıştı.


Tüm bunları incelerken, iş yerimde en uygun vites-devir-hız noktalarını internetten bulduğum bir Motor performans eğrisinde incleyip notlarımı alıyordum ...


Araba beşinci vitesde, 2500 devir atıyor ve 80 km hız yapıyor. Bunu yaparken düz yolda 3,3 litre benzin harcıyor. Motor bu devirde tam gaz basıldığında 30 beygir gücü üretip 80 newton tork veriyor.  Bu şekilde hareket etmek belki ekonomik ama dip gaz basıp bir araba sollamak için 30 beygir gücünüz oluyor.  Ben bunu pek çok kez tecrube ettim. O 30 beygir senin 1118 kilo olan arabanı sollatmaya yetmiyor..  Biz bunu ilk şehir dışı yolculuğumuzda, Maşukiye gezmizde fazla fazla hissetmiştik. Heleki bir Kartepe tırmanışı varki anlatılmaz yaşanır.


Klima actığında ise her devirde 5 beygir düşüyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu beygir düşüşü motorun cevirdiği devir artıkca hissi azalıyor. 2500 devirde 5 beygir kaybetmek, 25 beygirbir otomobil sürüyormuş hissi yaratırken, 3500 devir ve üzerinde klima etkisi neredeyse kayboluyor. Bunun sebebi güc kaybının yüzdeye olan oranı olarak düşünüyorum.  6200 devir çeviren fakat genelde 4000 devirin üzerine bile çıkmadan kullandığım değerli bücürüm topu topu üç silindirli olmasına rağmen, beşinci vitesi sonradan koyma gibi duran, 5 ileri bir şanzıman eşlik ediyor. ilk 3500 devirde 4 ile 5 arasında 500 devir fark var yok gibi. İlk 1-2-3 viteslerin oranları alabildiğince uzun iken, (1.0 motoru baz alırsak uzun diyorum) 4 ve 5 kapı komşusu gibiler.  2-3 gecişlerinde rampa çıkıyorsanız ciddi bir devir cevirip üçüncü vitese takmak daha mantıklı olur. Çünkü motor uzun orandan dolayı alt devirde kalıp sizi eski vitese düşürmenize neden olabilmekte. 

Neyse biz bücürümüzü ezmeyelim, benim Blue taglı kücük i10'um maşukiye yolunda 215 km yol tepip 29 lira yakıt masrafı çıkartarak, Annemi Babamı Eşimi şaşırtmıştı. Bir otomobil 215 km yol yapıyor, dağa bayıra çıkıyor, 4 kişi içinde seyehat ettiriyor, 29 lira yakıt bedeli çıkarıyor. Olacak iş değil :)
Hadi artık yola cıkalım, Bavulumu hazırladım, Aytenim babam ve ben .. Otobana Kurtköy  gişesinden girdik, LPG almak için Opet Aygaz istasyonunda durduk. İlk Ohamızı yaşadık.. LPG 2,45 lira..... Adamlar Otobanı Rant alanı yapmış. 2 liradan lpg alıyordum, otobana çıkınca 2,45 ile karşılaşınca şaşaırdım.


Neyse artık 17 litre yakıt için 43 tl ücret ödeyip otobanda 120 km ile seyretmeye başladık. Araba 110-120 km hızlarda 3500 devir ve üzerinde olduğu için sürekli maksimum tork bandında ilerlediğinden sollamalarda ve tırmanışlarda pekde sıkıntı yaşamadık. Ne zaman bir boğulma hissi doğdu,  bir alt vitese komşu dörde çektik.


Bolu tünelinde çalışma olması sebebiyle otobandan çıktık. Eski bolu dağını tırmanırken bile devirli motorumuz uzun tırları sollamaya yetiyordu. Sadece iki kişi veiki çantadan oluşan yükümüzde aracı zorlatmıyordu. Otoban boyunca lpg noktaları hep aşırı fiyat etiketleri ile doluydu. Bolu dağının başında Kaynaşlıda Aytemiz istasyonunda 2,09 litre gazı görünce, değpomuz tamamen bitmesede doldurduk.  187 kilometre için, 14 litre gaz yakmış, 100 km de 7,68 litre tüketime imza atmıştık. Gazı litresi 2.09 liradan alınca kilometresi 16 kuruşa gelmişti. Burda yüksek süratimizin, zaman zaman 4ncü vitesde 4000 devir ile arabayı yürütmemizinde etkisi çoktur.


Bolu dağına dolu depoyla çıkıyoruz, LPG modunda çekiş yeterli. Memlekete olan yolculuğumuzu asgari düzeyde tutmamız gerekiyor. Bolu dağında yer yer düşük vites yüksek devir ceviriyoruz. Burda motorun sağlığını düşünerek kısa süreli bir benzin kullanımı yaptık. Cankurtaran gecidi rampasını tırmanırken, 1500 rakım tabelasına kadar benzinde ilerdik. Araba Benzinde iken bir miktar daha iyi çekiyor. Klimada açık oldunu belirtmek isterim.

Ankara Mamak'a kadar %5 benzin %90 LPG ve %5 rampa aşaği seyir karışık kullanım yaparak geldik. Mamak Opet vardığımızda 236 km yol için 13 litre lpg tüketmiştik.  Kurtköy Mehmetçik dinlenme tesisindeki  Opet ile Mamak Opet arasındaki  420 km yolu Ayten ile 05:30 saate almıştık. Buna 1 saatlik yemek molamız, Bolu dağına tırmanmız ve sık sık depo doldurma süremiz dahildi.

Ankaradan çıkınca, ıssız bir yolda ilerlemeye başlıyoruz, ne istasyon var ne dinlenme tesisi.  Lpg depomuzu doldurmak istemiyoruz. Bir bakıma bir depo testi gibi oluyor. Çünkü adı sanı duyulmamaış petrol istasyonları  bu ıssız yolu istila etmiş. 150 km oluyor, lpg göstergesi yarıya iniyor. 290 km yol sonunda lpg ışığı yanmaya başlıyor.


Sivas Merkeze kadar durmak yok. i10 blue 27 litre LPG tankı sahiptir. Genelde 19 litre gaz bittiğinde, yani depoda 8 litre gaz kaldığında ışık yakar. 5 litre daha yaktığında , yani depoda 2-3 litre lpg kaldığında Benzine otomatik geçer. Sivas merkeze vardığımızda lpg deposunu doldurduğumuzda 24 litre gaz alacaktı. 417 km yol için 24 litre gaz , çeyrek depo benzin yakmıştık. Sivasda 24 litre lpg için 63 tl vermek zorunda kaldım. Benzin değerini veremiyorum. Ama depoya  50 tl lik yani 11 litre yakıt koyduğumda depo yarım depoya yükselmişti.

Arabamız Sivas Merkeze kadar, 9:22 saat kontak açmış, 854 kilometre yol tepmişti. Bizim dinlenme sürelerimiz ile bu yolculuk 10:30 saat sürmüştü. Sivas'a varmak için üç defa yakıt almak zorunda kalmıştık. Son aldığımız benzin ve lpg yakıtı dönüşte kullancağımız için onu saymaz isek 854 km yolu kat etmek için 106 liralık Lpg ve bir miktar benzin (mühtemelen 5 litre benzin) tüketmiştik.  Kilometreye vurduğumuzda 13 kuruş etmekteydi.  
Aslında tüm hikayem burda bitmiyor, Videomu izleyerek bu sıkıcı yazıyı biraz daha  keyifli hale getirebilirisniz.


Ben yazarken keyif aldım, umarım siz okurken keyif alırsınız.


25 Haziran 2016 Cumartesi

Nasıl Hypermiler oldum ve Ayten Hayatıma Nasıl Girdi

2014 yılı... Kasım ayının bir günüydü sanırım...
Servis beni Çekmeköy'e 2 kilometre uzaktaki, Çamlık durağında indiriyordu. İş yerinde çok da hoş olmayan bir dönem içerisindeydik. Sözleşmesi bittiği için teknik destek verdiğim bankadan ayrılmak zorunda kalmış, çalıştığım firma beni Maltepe'ye destek birimine görevlendirmişti. Burası evime 20 km uzakta idi. Bankada çalışırken Ümraniye'de görevliydim. Servis hem evimin sokağında bırakıyor, hem de ilk inen ben oluyordum. Çok güzel günlerdi. Maltepe'de görevlendirildiğimde oldukca güç ve zor saatler beni bekliyordu. Yaptığım iş hem zordu, hemde yorucu idi. Mesailer yetmiyordu. Çok zor bir dönemde olmakla beraber kullandığım servis en son beni indiriyor, indirdiği yer ise evime 2 km uzakta kalıyordu. Evimin ordan geçen 131 T adlı yarım otobusler ise asla ama asla boş gelmiyor , içine insanlar istifleniyordu. Ben  hem istif olmamak hemde, 2 liramın cebimde kalması için yürümeyi tercih etmiştim. Çok zor günlerdi. Aynı şeyi hem sabah hem akşam yaşamak ürkütücü şekilde yorucu oluyordu. Zaten yeni görevime alışmanın verdiği belli bir beyin yorgunluğu üstünede bu servis sorunu beni çok yıpratıyordu. Hayatımın aşkı ile ise işte bu curcuna içinde rastladım.

Biz dönelim Kasım ayına, gecenin erken çökmesi ile akşam 19:00 da bile zifiri karanlıkta evime olan 2 km lik yürüyüşün son 1 km sindeyim. Karanlığın içinde yolun kenarında duraklamış olan bir otomobil oldukca dikkatimi çekmişti. Yanına yaklaşıp içine baktığımda mavi mavi ışıldıyan düğmeler, göstergeler, otomatik vitek kolunun komut butonları bir hayli ilgimi cekti. İşte o gün içinde bulunduğum psikolojiyle "Keşke Benimde Olsaydı" dediğimi hatırlarım.  Hüzünlüydüm, dağ gibi arabamı satmış, günde 4 saatini trafikte geçiren,  her gün 2 kilometre yürümek zorunda bırakılmış bir insan, içinde sahibininde oturduğu bu küçük arabaya bakınca , değerini ciddi şekilde anlıyor araba sahibi olmanın... Kasımın zifiri karanlığında, buz gibi havasında,küçüçuk de olsa bir arabam olsaydı düşüncesi o gün beynime işlenmişti. O gün gördüğüm o küçük otomatik araba, Hyundai İ10'dan başkası değildi.

Eşimle çıktığım dönemde, onu ataşehirdeki Hyundai showroomuna götürdüm. O zamanlar piyasada en ucuz olan araba Hyundai i10 olduğu için ,beğenip beğenmeyeceğini görmek adına Hyundai i10'nu gösterdim. O günden sonra ne zaman arabadan konu açılsa "Ayten istiyorum" diyor olacaktı.



Ben o 2 kilometre yolu yürümek istemeyen, Ataşehir trafiğinde iki saatini harcamak istemeyen bir insandım. Fakat ne param nede birikmişim vardır. Hayatımın en zor dönemi beni hamur gibi yoğuruyor, zevklerim ve hobilerim giderek optimize olmaya başlıyordu . Yeni ev alıp kredi yüküne girmiş bünyem, aynı zamanda evlenmek için üstün çaba harcıyordu. Bunlarda yetmiyor gibi, nişanlıma bu sıkıntılarımı yansıtmamak için kiralık arabalarla sözlü olduğum dönemi daha eğlenceli kılmaya çalışıyordum. Çalıştığım yerdeki mesailer ve iş yükünün yarattığı stresi ancak bu şekilde atlatıyordum. Eşim ile olan yolculuklarım beni hayata tutturan en değerli anılarımdı. Bu uğurda sık sık babamıda karşıma almak pahasına bile olsa, sözlümü memnun etmek, benim en büyük amacımdı. Kendimden vazgeçmiştim artık.

Hypermiler Ali olmak işte bu şekilde doğdu. Otomobillerden beklentim, 4 teker 2 koltuk  saate 90 km hıza kadar düşmüştü. Aşkım otobüslerde Seyehat edemeyecek kadar hassas bir insandı. Eş dost arabası, kiralıklar derken dönüp dolaşıp konu hep "Ayten'e" gelirdi.

Aylar gecti, günler geçti, biz evlendik karı kocaya karıştık. Ben hayla kiralık arabalar ile işimi görüyordum. Eşimle beraber bir olup kurduğumuz yuvanın, düğün ve eşya masraflarını teker teker kapattık. Biz böyle kapitalizm kölesi bir hayat sürdürürken, hanımda oluşan bir takım değişiklikler ikimizide endişelendirdi. Eşimin bünyesi giderek hassaslaşmış, otobüs minibüs binemez hale gelmişti. Zip cardan bir tane dualogic fiyasko Fiat 500 kiralayıp onu hastaneye götürdüm. Hiç hesapta yokken, her şeyin monotonlaştığı bu dönemde, ikimizi de mutluluktan ağlatacak o güzel haberi öğrendik....

Baba Oluyorum...

Eşim iki aylık hamile.... O beyaz Fiat 500 içinde, Tuzla sahil yolunda ilerlerken ikimizinde gözleri yaşlı sesiz  sedasız yol alıyordum. Düşünmeden edemiyordum, Ben asosyal otaku adam, ne ara evlendi, ne ara ev sorumluluğu aldı. Ben ne ara baba oluyorum. Ben gerçekten de babamı oluyorum. O küçük bedeninde can taşıyan eşim, doğmamış çoçuğumun sağlığı hep benim sorumluluğum... Artık lay lay lom modundan çık Ali. Artık işler ciddiye bindi. Adam ol evine eşine sorumluluklarını göster.... Artık sana bakan iki çift göz var.....

Eşim gebe olması yolculuk yapmasına ciddi mani oluyordu. Bu sebeble elde avucta ne varsa, bir otomobil ihtiyacı doğdu. Çünkü artık kiralık arabalarla bu iş yürüyemezdi. Sahibinden ilanlarında başladım taramaya. HEnuz mobilya borclarıda yeni bitmişken tam zamanıydı. Yazda başlamadan ucuz yollu bir otomobil almam gerekiyordu.. Hep otomatik arabalara baktım. 2001 2003 en iyi 2005 pertten dönme 25000 tl istiyorlardı. Yakıt tüketimleride bu aracların acayip yüksekti. Yaptığım test sürüşlerinin ikisinde yolda kaldım. Bir tanesinde arabanın her parçası zangır zangır oynuyordu, Bir tanesi çok beğendim ama alamadan başkası kaptı. Başka bir arabayıda beğendim, Bagajda kocaman subwoofer olması beni caydırdı. Ama gel görki benim iş yerime çok yakında bir şirketin aracı 34500 lira etiketiyle Ocak ayından beri favorimde beklerken, bir mesaj beni çok heveslendirdi. Aradan 5 ay geçmesine rağmen 2014 model Hyundai İ10 Blue model arabanın fiyatı 32500 tl fiyata indirilmişti. Nasıl bir şans ise çepten kredi alma olayıda yeni başlamıştı. Elimde 25000 tl param vardı. 2008 altı 10 tane araba test ettim ve hepsinden tiksindim. Karşıma 2014 model üstelik hep arzuladığım LPGli Hyundai i10 Blue çıkmıştı.....

Hyundai i10 Blue ile ilk tanışma ...

Şirketi aradım, Hyundai i10 talip olduğumu test etmek istediğimi söyledi. Cevap veren güzel insan hemen arabayı bana gönderdi. Araba zaten bana çok yakın bir lokasyonda bulunmaktaymış. Arabaya bindim test ettim. Bu benim kullandığım ilk manual i10 modeliydi. 
Ben biraz acemiyim, sıkıntı olmasın desemde, arkadaş sorun olmaz diyerek anahtarı teslim etmişti. Araba çok güzeldi. İlk sürüşte ilk dikkatimi çeken vites kolunun güzel geçişleriydi. Araba fabrikadan lpg olması , göstergede LPG depo seviyesi olması, bunlar çok güzel detaylardı. Araba daha 36000 km de kapalı garaj arabasıydı. Benim adıma yaptığım en güzel test sürüşüydü. Daha önceki, gecenin bir vakti tüpü bitmiş pejo 106 ile kaldığımı düşününce tabiki en güzel test sürüşü bu idi. 

Test sürüşü Fiyaskolarım ...

İlk Fiyaskom bir Peugot 106 Otomatik ile yaşandı.. Araba ile test süüşüne çıktık, Araba ne benzin ne gaz vardı deposunda, Galerici bana şöyledir böyledir deyip 13000 tl satmaya çalışıyorduki, yokuşun tepesinde gaza basmama rağmen rampayı çıkamadı. Derken benzini bitti küt diye kaldık.  Araba 3 ileri otomatikti. Bagajda dev gibi tankı vardı. Galerici bu araba sana göre olmaz sen araba alamazsın deyip çekişe çekişe olay yerinden ayrılım 
İkinci fiyaskom ise yine Pejo 106 ile gerçekleşti. Bu nispeten daha dramatik olmuştu. Tek kapı bir modeldi., 10 bin tl den satılıcaktı bana. Ama arabanın içine bir kere sığamadım. İttim kastım yok olmuyor. Neyse yola cıktık, Yokuş aşağı inip rampa çıkarken küt iye stop etti. Makina benzini bitmişti. Çalışmadı bir daha. Aracı sahibine emeanet edip ayrıldım. .... 
Yok 10 15 bin arası sağlam araba bulunmuyor. Fyatı iki katına çıkardım, Bu sefer 20 binlik otomobillere bakacaktım. Çok güzel bir Citroen C3 otomatik buldum. Pertten dönmeydi, Ama olsun zaten 2003 modeldi. Kullandım; gece gece çok zevkli gidişi vardı. Bayıldım. Ama eşim 2003 modele 22 bin tl verme taraftarı olmayınca vazgeçtim. Eşim bu konuda haklıydı tabi,
Daha sonra 1,6 portakal rengi otomatik 206 ile şansımı denedim.. Sahibinden comda bulduğum otomobilin sahibi, emekli bir yaşlı amcaydı. Otomobilerle olan ilgisi ve bilgi seviyesi oldukca yüksek levellerde olan bu amca, arabasına çok iyi bakmıştı. 2000 model araba için 20 bin tl isteyecek kadarda mütevazi idi. Araba 160 bin kmde olsada pırıl pırıldı, 110 beygir versiyonu, 4 ileri tork konverterli şanzımanı ve portakal rengi ile beni benden alsada, ailem hiç memenun değildi. Ben arabayla Ataşehirin arka yollarında bir test sürüş yaptım , resmen 110 beygir motor beni benden almıştı. Şanzıman tık tık çalışıyordu. Ama bagajda kocaman bir subwoofer pekte beni memnun etmemişti. Amca buraya bebek arabası nasıl sığacaktı.
 Bu turuncu afeti almayı çok istesemde, yaşından, renginden ve kıcındaki subwooferdan dolayı üzülerek almaktan vazgeçtim. Bir sonraki model , mavi bir C3 olacak, 1.4 motorun ne kadar bayat olduğu, 1.6 206 tarafından ezile ezile kanıtlanınca da, bu eski 2001 c3 de almak istememiştim. 206 1,6 motor ile 20000 tl iken neden 1,4 motor c3 için 22000 tl vereyim dimi...

Para çok zor kazanılıyor gençler, 16 yaşımdan beri zor şartlarda çalışmış bir emekciyim. Günde 11 saat ayakta çalışmak, heleki sosyal güvence olmadan ve askeri ücretle gecen günlerde 6 yıllık ssk primim eriyip gitti. 2001-2007 yılındaki yaşadığım zorlukları halen etkisi üzerimdedir. Kişiliğim, şu anki işime olan azimle çalışma aşkım "kötünün kötüsünü" görmüşlüğümden gelmektedir. Milletin sabırsızca tapa gaz gittiği yolları, düşük yakıt tüketimi elde ederek yavaş ve sakin sürüşler yapacak sabırım, işte bu 10 yıl evvelki Ali arkadaşınızın 11 saat ayakta zor şartlarda düşük ücretle çalışmasından kaynaklıdır.

2007 yılında, kurumsal bir firmada çalışmaya başladım, 2009 yılı Ağustosunda azmimle ilk otomobil olan Ford Tourneo Connect 1.8 TDi GLX aracımı satın aldım. 2013 yılında arabayı satıp Evi aldım. Şu an ise 3900 ssk prim günü dolmuş orta yaş bir baba adayıyım. Artık gezmek tozmak, geçmişi unutup, günümüz gençleri gibi antalya'da selfie çekmek istiyorum... :)

Sadede gelelim... Ben baba olacaktım sanırım, sonra konu test fiyaskolarına kaydıydı galiba. Yok biz daha fazla budaklanmadan Nasıl Hyundai İ10 sahibi olduğumu anlatayım. Çok büyük firmanın, genç yöneticileri, yaptıkları bir anlaşma karşılığı iş sonunda 2 adet Hyundai i10 Blue alır. Birisi pazarlamadaki bayan tarafından kullanılırken, bir diğeride şirketin vekili tarafından aktif şekilde kullanılmaya başlanır. 90 bin km dolduran ilk araba satılır, Pazarlamacıdaki arabada kullanılmadan garajda yatalak olmuşken vekil kardeş bu arabayıda üç ay içinde 30 bin km devirtir. Bakarlarki, araba kiralamak, şirketler için daha mantıklı oluyor, Vekildeki arabayıda satılığa çıkarırlar, Şirket yöneticileri arabayı Sahibinden comda satılığa cıkarırlar. Benim ocak ayı başında favorime eklediğim ilan aslında ilk satılan otomobilin ilanıydı. İkinci İ10 da satılığa çıkınca, ilanı tekrar aktif edip km bilgilerini yeniden düzenlemişler. E tabi benim favorimde bu araba "fiyatı düşürülen ilan" bilgisi ile tekrar hortlamış. Hortlamaya mütakip bende arayıp görüşünde, yakın lokasyonda olan arabayı bana hemen test için getirdiler. Arabayı satacak olan Vekil bey, arabaya talibin çok olmasına rağmen, karşılarştığı tiplerden sıkılmış olmalı ki, benim gibi al yüzlü temiz bir çoçuk görünce kaçırmadan satmak istemiş sanırım.

Otomobil 16 Mayıs 2014 tarihinde trafiğe çıkmıştı, Ben ise 16 Mayıs 2016 tarihinde yani tam ikinci yaşında, xxxx tl ücret ile satın aldım.... 





14 Nisan 2016 Perşembe

Sosyal Otomobil, Fiat Egea Easy 1.3 Multijet Bölüm 1



Sosyal otomobil. Bu kavramı kendim uydurdum. Yaklaşıkta 6 aydır kullanıyorum. Nedir bu sosyal otomobil. Senin benim gibi, gerçek bir çekirdek ailenin tüm ihtiyaçlarını mümkün olan minimum masrafla, en optimum düzeyde yerine getiren otomobillerdir.


Bunların ilk örneği, Ford'un seri üretim arabası Model T'dir. Aileye yetebilecek, bireysel kullanıma elverişli, idamesi kolay olması amaçlanarak tasarlanmış ve ilk seri üretimi düşük fiyatlandırılmıştı. 1909 yılında ilk üretim versiyonu 900 dolara satılıyordu. Yıl 1920 yılına gelindiğinde 17 ayda 1,400,000 adet üretilmiş fiyatı ise 395 dolara gerilemişti. Yani %60 fiyatı düşmüştü. 



Ford Model T neden bu kadar tutmuştu?  Faytondan bozma karoseri 5 kişi rahat taşıyabiliyordu. İnce lastikleri , yüksek yayları zamanın olmayan yollarında iyi hareket edebiliyordu. 2,9 litre sıralı 4 silindirli motoru, alkol, benzin ve kerosen yakıt kullanabiliyordu.  O senelerde  fazla yakıt istasyonları yoktu. 20 beygir güc üreten motor, otomobili 75 km sürate ulaşabiliyordu. Araba saate 35 km hızla 100 km yol aldığında 11 litre yakıt tüketiyordu. El çevirme ve opsiyon olarak marş sistem ile çalıştırılıyordu. Motor su soğutmalı ve termosifonlu idi. Şanzıman 2 ileri 1 geri kombinasyona sahipti. 45 litre yakıt deposu ön koltukların altında bulunuyordu. 


Ford Model T bu gibi özelikleri sayesinde, sahipleri tarafından uzun süre operasyonel tutulabiliyordu. Yedek parça sıkıntısı yoktu, Motor 1941 yılına kadar üretilmeye devam edilmişti. 

Ford Model T kendi zamanının sosyal arabasıydı. 5 kişilik ailenin tüm ihtiyaçlarını karşılıyordu. Taşrada oturanlar benzin yerine alkol veya gaz yağı koyup arabayı kullanabiliyordu. Elektrikli marşa sahip olanları, sadece 2 vitesli olması  kadınların kullanması olanak sağlıyordu. Ford Model T bir devrimdi. Bir diğer devirim ise Avrupa'da gerçekleşecekti. 

Halkın Arabası


Adolf Hitler Almanya'sında kendisini seçen halka daha yüksek refah sağlamak, askeri lojistiğide geliştirmek için Reichsautobahnları inşaat etmeye başlamıştı. Bu otobanlar o kadar iddialı yapılardı ki sene 1936 olmasına rağmen hız sınırları 100 km idi. Bu hızlarda ilerliyecek ortada daha doğru düzgün otomobil olmadığı gibi, olanlarda çok pahalıya satılıyordu. Adolf Hitler müsevi otomobil tasarımcısı Josef Ganz'ın  fikirlerini çalarak, Ferdinand Porsche'ye  vermiştir. Hitler, baş tasarımcısı Ferdinand Porsche'den yeni Otobanlarında 2 yetişkin veya 3 çoçuk ile saate 100 km hızla ilerliyebilcek, ekonomik hızlarda 100 km'de 7 litre benzinden fazla yıkmayacak, taşınması kolay basit bir otomobil tasarlamasını istemiştir. Ferdinand Porsche 1931 yılında kendisine Type 12 modelini sunmuş. Son rütüşları Adolf Hitler yaptıktan sonra ortaya  VW39 kod numaralı arac çıkmıştır. 


Hitler'in Kdf adını verdiği (Almanca: Neşeden Güç doğar kısaltması) Type 1 ancak savaştan sonra halka ulaşabilecek sayıda üretilmeye başlandı. Otomobil ilk üretildiği  4 sene boyunca, üzerinde bokser tipi 4 silindirli, su soğutmalı 1 litrelik motor kullanılmıştı. Bu motor 24 beygir gücü 3000 devirde üretebiliyordu. Ama en çok satış 1961 - 1975 yılları arasında gerçekleşecekti. Bu modeller 1200/1300/1500 cc motorlar ile servis edilmişti. Türkiye'de kaplumbağa adıyla bildiğimiz bu makineler, ucuz fiyatları, düşük yakıt tüketimleri, kolay onarımları bu gün bile tercih edilmektedirler.

Sadede Gelelim mi?

Son gezimi Hyundai Accent ile Şubat 2016 tarihinde yapmıştım. Günden güne havalar ısınmaya başlaması ile artık yeni bir geziye daha çıkabilirdim. Ekonomik olarak durumumda iyi gidiyordu. Küçük bir geziyi finanse edebilecek duruma gelmiştim. Budget oto kiralamadan Vodafone RED üyeliğim ile %50 indirim Egea kiralamaya karar verdim. Bu şekilde araba günlüğü 100 liradan gelmişti.. Egea kullanmak istemem sebebi özelikle  Otopark.com And M. Çetin  Egea 1.4 Urban testinde arabayı öve öve bitirememesidir.


Küçük bir aksilik sonucu Otomobili Avisden almak zorunda kaldım. Burda hata tamamen benden kaynaklı oldu. Üstüne üstlük hatamın yüzünden biraz daha yüksek meblağ vermek zorunda kaldım. 9 Nisan 2016 gece 00:30 gösteriyor. Avis ofisteki işlerimi bitirip aracımın gelmesini bekliyorum. O sırada bembeyaz kocaman farları ile üzerime geldiğini fark ediyorum. Bu benim bir  gün için sahibi olacağım Fiat Egea 1.3 multijet idi. 
Deposu ağzına kadar dolu daha 2300 km yol yapmış gıcır gıcır bir Fiat Egea. Üzerinde 95 beygirlik 1.3 multijet motoru, Easy donanım seviyesi, beyaz filo rengi, sedan heybeti ile karşımda duruyordu.




İkinci nesil Multijet 1.3 dizel motor. 

İlk çıktığında 75 beygir , seri üretimde ise modeline göre 70 ve 75 beygir olarak neredeyse tüm otomobil firmalarının küçük otomobillerinde kullanıldı. Multijet motor ikinci nesline 2009 yılında kavuşarak 95 ve 105 beygirlik versiyonları üretilmeye başlandı. İkinci jenerasyon Multijetlerin sabit kanatcıklı turboları düşük devirdede yüksek güç vermesi için değişken geometrilik turbolar ile donatıldı. Yakıt enejektör sistemi anlık 5 enjeksiyondan , anlık 8 enjeksiyona çıkarıldı. İş böyle olunca daha 1500 devirde 200 nm tork üreten yavru canavar doğmuş oldu. Bu motor diğer bir özelliğide 3500 devirde bile 180 nm tork üretebiliyor olmasıdır. Benim kullandığım 95 beygirlik Egea göstergede 4800 devirde itibaren redline başlıyordu.


Gece geç saatlerde arabayı evimin önüne bıraktım. Bazı sebeblerden dolayı Kapadokya planım altı üst olmuştu ve haftasonuda arabasız kalmak istemiyordum. Bu haftasonu araç kullanmak için kendimi çok şartlamıştım. Direksiyon başına gecip stres atmak benim en büyük hobimdi. Bundan hiç bir şekilde taviz veremiyordum. Otomobil sürme aşkım tavan yaptığında , internette pov  videolar acıp izlemeden duramıyor, iki lafımın biri otomobil oluyordu. Rehabilitasyon için ne olursa olsun bir otomobil kullanmam gerekiyordu.

İlk İzlenimlerim... 

Açıkcası, arabanın teknik tablolarını hiç incelemedim. Bana kağıt üzerinde ne yazzdığı değil ne hissettirdiği önemliydi. Arabanın abisi sayılacak olan Linea ile yaşadığım sürüş tecrubelerinde pek tatmin olamamıştım. Çok sıkıcı bir arabaydı. Bu arabayı havalimanın dan eve getirene kadar gecen sürede ise pek bişey anlayacak durumda değildim. Yorgunluk arabayı bir an evvel kapıya çekip uyku moduna geçmem için acele etmiştim. 

Saat sabahın  06:00 hortaladım. Milleti yallah yallah yataklarından hortlatarak kaldırdım. Bu gün Bursa'ya gidiyoruz. Gece gece pek anlamamıştım. Ne kadar güzel ne kadar hoş bir arabaymış sın sen Egea, bembeyaz inci gibi...
  

Bembeyaz, filo rengi, piyasa beyazı. daha bir sürü isim var bu rengin. Ama o sabah bana o kadar çekici gelmiştir ki. anlatamam. Bu cumartesinin ayaz sabahında, elimde anahtarı olan bembeyaz bir araba. Bursa Oylat'ta gidiyoruz, 300 km yolumuz var.



Arabanın koltuğuna oturdum, ilk dikkatimi çeken hız sabitleyicisinin olduğu alanın direksiyonda boş olduğu. Benim easy donanaım paketiyle olan tek sıkıntım işte o hız sabitleyicisinin olmamasıydı. Ama tutupda hız sabitleyicisi içinde 5000 tl fazla ödemek gerekmez bu donanaıma. Arabanın 4 cam elektrikli, bluhooth ile haberleşen bir müzik sistemi, iş görür yol bilgisayarı, yani işime yarayan her şeyi vardı. Neden urban donanım seviyesi alayım ki. Bundan 3 4 yıl sonra bozulacak donanımlara için neden para harcayayım. Zaten araba kiralık ya , alıcı gözüyle bakarak böyle düşünüyordum. Fakat alıcı gözüyle baksamda 60900 tl olan fiyatı beni kendinden uzaklaştırıyordu. 20 bin peşin versem, 41000 tl yapıkredi den kredi çeksem, 48 ay vade ile geri ödemeyle ayda 1220 tl taksitle sahip olabilirim. Fakat iş totele vurulduğunda bu 59000  tl lik bir ödemeyi bankaya yapmış olcağım. Yasal tefeci bankaya 4 yıl için 18000 tl faiz ödemiş olacağım. Ben o 18000 tl faizi 4 sene boyunca gezilerime harcasam, Avrupa'da gidilmedik yol bırakmam heral de. İş bu sebeble kirala kirala sür her biri birbirinden farklı yep yeni arabalar.
Egea satın almak için 60900 tl ücret ile anlaştım diyelim.
18000 tl bu arabanın faizine ödeyeceğim
1000 tl trafik sigortasına
1700 tl kaskosuna
500 tl bakımına
623 tl vergisine
Yani bu arabayı en az 4 sene kullanmak istesem yakıt maliyeti haric sadece giderlerinin yıllık maliyeti 5455 tl olacaktır. Bununda aylık 454 lira bir götürüsü olacaktır. Günlüğü 100 tl den kiralayan benim gibi bir insan, topu topu hafta sonları sürüş yapan bir insan o 454 tl ile kiralama yaparak çok daha faydalı şeyler yapabileceğimi düşünmekteyim. Nerden bakarsam bakayım 454 lira tamamen boşa harcanan bir meblağ ve bu meblağı her ay bir hiç uğruna saymak zoruma gidiyor. Unutmayın ki o canım otomobil daha el freni çekik iken kapıda hiç bir şey yapmadan cebinizden gidiyor. Bu otomobili alsam bile  kredi ve vergi borçlarıyla cebelleşmekten acaba 500 km'yi aşan uzun yolculukları finanse edecek bütçeler oluşturabilcekmiydim. İşte bu kadar net olunca herşey, otomobil sahibi olmak da o kadar zor geliyor ki bana, anlatamıyorum. Neyse işte , Blogda ağlamakta bu olsa gerek.

Bu araba beş kişilik, herkes için yerim var. Uzun süredir evinden çıkıp (İstanbul dışına çıkmamış) üç kız kardeş var. Bunlardan birisi benim eşim, diğer ikisi baldızlarım olmaktadır. Baldızımın bir tane küçük yavrusu var, Oda İstanbul'un bu pis havasından kurtulsun, neşe dolsun , temiz oksijen solusun. Hem ben otomobil sürerek kendi bağımlılığımı tatmin edeyim, onlarda güzel Bursayı görsünler istedim.

 Otomobil direksiyonunda ben ,yanımda eşim, arka koltuklarda baldızlar. Herkes hayatından memnun  koltukları rahat, süspansiyon son derece konforlu. daha otobana çıkmadan Pendik yollarında bunu görmüştük. Yolun başında hanım arabanın konforunu diğer araclar ile kıyasladı. Egea bindiği en rahat araç olduğunu söyledi. Arkadaki baldızlar ise, çoktan uyku moduna geçmişlerdi. Bebeğimiz bile anasının koynunda uyuya kalmıştı. Egea nın konforunu 4 adet feedback alakar tasdiklemiştim. Otobana girdiğimde, 6 litre yakıt tüketimle başladım. Otobana çıktığımda ise çabucak 4,1 litreye düşmüştü.

Vites oranları, evet ilk bu konuya takıldım. Egea vites oranları çok kısa, gördüklerim size kısaca yazmak gerekirse
2250 devirde 90 km/h .
2500 devirde 100 km/h hız .
2800 devirde 110 km/h hız

3100 devirde 130 km hız










3500 devirde 150 km hız
 Bir dizel otomobil için seyir hızlarında devir çok yüksek, fakat burda bir terslik var. Yüksek devir çeviriyor olsanız bile, yakıt tüketimi ortalamada 4,2 litrenin pek üstüne çıkmadı. Araba saate 150 km hızla giderken anlık 9 ile 10 litre üstünü görmedi.


Kısa vites oranları demek, sürekli güç bandında arabayı sürüyorsunuz demektir. 90 km hızla 2250 devir çeviriyorsunuz. Tam gaz basmanız dahilinde ikinci nesil multijet motorunuz, 60 beygir güç ve 200 nevton tork ile cevap veriyor. Gaz pedalı o kadar güze dozajlanmış ki, az yakmak için pedal ile güreşmiyorsunuz. Devir saatinden çok trafik cezası yememek için hız göstergesini takip ediyordum. 2000 devir bandını tutucam diye çırpınmak yerine, aklınız yoldaki hız tabelaları ve polisler oluyor. Duble yolda gidiyorsunuz, hız limiti saate 82 km. Allah aşkına 82 km hız sınırı nedir. Yeni bir yasal açık yakalanıp 90 km hızın %10'u 100 km seyir hızını, 82 km %10'u 90 kilometreye sabitlememiz istiyorlar. Kısaca yeni yasalar üç şerit yolda saate en çok 90 km hız yaparak bizim sabrımızı sınıyorlar.



Kısa vites oranları, sürekli tork ve güç bandı içerisinde geziyor olmak, uzun rampaları size dümdüz yola çeviriyor. Gaza basınca basit bir şekilde sollamaları yerine getiriyorsunuz. Yolculuk boyunca  90 km hızı pek aşmadan yolculuğumu sürdürürken, gözüm sürekli direksiyonun sağ tarafındaki boşluğa takıldı. Buranın boş olması, beni rahatsız etti. Çünkü bir tarafından dolu bir tarafının boş olması. asimetrik bir görüntü. Bu görüntü beni pek memnun etmedi.  

Kiralık otomobil kullancısı olarak, yaptığım her km de benim için kar, yaktığım her litre benzin bana zarar olarak dönmektedir. Daha önce Abant için kiraladığım Cruse controllü 2015 ford fiesta Trend X 588 km yol katettmiştim. Fakat kış aylarında yapılan bu yolculukta, otomobil 5,27 litre mazot yakarak beni şaşırtmıştı. O araba uzun vites oranları, gaz pedalını uygun dozajlamamda bana yardımcı olmuyordu. Yokuşlarda ya vites düşürmem gerekiyor yada gaza abanmak gerekiyordu. rampa cıkarken 80 km hızla 15 litre yakıtı lükül lükül icmesini izliyordunuz. Fakat vites dörtlediğinizde bu tüketim aynı hızda 11 litrelere düşüyordu. Arabanın vites oranları uzunluğu burda bir dezavantaj yaratıyordu. Yüksek hızda yapılan seyirde ise uzun vites oranının bir artısı olmuyor yine yakıt tüketimi artıyordu. Sonuc olarak 72 km hızla olan ortalama hızla seyirde içi boş küçük arabanız kaymak asfalta , cruse controle rağmen 100 km de 5,27 litre dizel yakıyordu. 




Oylat'dayız

305 km yol tepdik, yaklaşık üç saat sürdü. Oylata tırmanış zevkli idi. Fakat virajlı yollarda baldızların midesi bunaldı gene. Tırmanış sırasında benim açımdan bir sıkıntı yoktu.




Arabayı, 4 litre park ücreti ile giriştedi otopark'a bıraktım. Önce Yeşil Vadi adındaki restorana gitmek isterdim. Restoran  malesef, gittiğimizde kapalıydı. El değiştireceği için işletme sahibi bu sere boyunca kapalı tutmayı uygun görmüş. Bilmiyor ki İstanbul'dan misafirleri gelecek kahvaltı yapacaklar burada. 







 Oylat kaplıcalarıyla ünlü bir bölge, İnternette reklamıda pek yok. İnegöl'de köfte yemek için Google Maps üzerinde araştırma yaparken bir şekilde oraları keşfettim. Resimlerini doğal güzeliklerini gördüm. Şelalesi hakkında öve öve bitiremeyen makaleleri okudum. Şimdide buradayım.

 Oylat hakkında bilgi için : http://www.oylat.com/index.php?dl=tr

Yeşil Vadi Restoranın attığı kazığa istinaden bizde şelaleye giden patika üzerindeki lokantalardan birinde kahvaltımızı yaptım. Olyat şelalesi, kaplıcası ve mağarası ile meşur bir yer. Bu gün mağaraya gitmek gibi bir amacımız yok. Küçük çocuğu karanlık bir yere sokmayı düşünmüyoruz. Ama şelaleye çıkabilmek  için elimden geleni yapacağım. Ama önce aç karnımızı doyurmamız gerek. 




Biz 4 yetişkin ve 1 çoçuktan oluşan grubuz. Geçmiş tecrübelerimiz, 4 kişilik kahvaltının hep ziyan olduğunu görmüştük. Üç kişilik kahvaltı söyledik. Bulunduğumuz yer bir platformun üstüne yapılmış hoş bir yerdi. Manzarası, vadiye bakıyor, akarsuyun sesi tüm alanı kaplıyordu. Klasik köy serpme kahvaltısını üç kişilik isteyip 4+1 olarak yedik. Tabi buna rağmen gene yemek arttı.

Karnımız tok sırtımız pek. Doğa o kadar yeşil , oksijen seviyesi o kadar yüksek ki, çarpılıyoruz. Yeşilin verdiği huzur daha önce hiç bir zaman bu seviyeye ulaşmamıştı. Vadinin tabanından akan su, bizi kaynağına doğru çekiyordu. O güzellikler içinde aşağıdaki fotoğrafları çektim .







 








Devamı Gelicek......